ENGELLİLERİN ÖNÜNDEKİ EĞİTİM ENGELİ

Merhabalar, bu yazımda engellilerin önündeki eğitim sorun ve zorluklar nelerdir? Bunları anlatacağım.

Engelli bir çocuğa sahip olmak, büyük bir imtihan şüphesiz. Ancak asıl büyük imtihan kişinin kendisinin engelli olması. Engelli bireyin ailesi, aile içerisindeki engelli bireyin bakımı ve sağlığı için büyük bir özveri ile emek harcarken, hatta hayatını bu duruma göre planlarken, engelli ne yapar hiç düşündünüz mü? Engelli bireyin hayata bağlanma azmi karşısında genel yaşam koşulları içerisinde var olan “Engeller” engelli bireyin hayatı boyunca karşısına çıkmaktadır.

Bu durum engelli kişilerde içindeki yeteneği, yaşam sevincini, üretme isteğini yok edemese de, “Bir başka bahara” erteleme sıkıntısını beraberinde getirir. Unutmamak gerekir ki, İnsanı neredeyse hayattan soğutan, engelli bireyin ailesine yük olduğunu hissetmesinden daha büyük ağırlık yoktur. Neyse ki ben kendimi bu konuda şanslı sayıyorum. Ailem ve ben kendi oluşturduğumuz şartlarımızı (Bu konuda yaşadığımız pek çok zorluğu kitabımda dile getirmiştim) her geçen gün biraz daha iyileştirerek mutlu bir hayat yaşıyoruz. Ailem yanımda ve bana destek olduklarını bilmek bana ayrı bir güven veriyor.

Peki, her engelli bu kadar şanslı mı? Soruyu bir başka açıdan soracak olursak; “Engelli vatandaşlar, küçük yaşlardan itibaren neler yaşar, eğitimlerini nasıl ve hangi şartlarda tamamlar hiç düşündünüz mü? Aslında bu sorunun cevabı, daha Engelli küçücük çocukken ailesi tarafından sürekli dile getirilmektedir.  “Ona iyi bir eğitim imkanını nasıl sunabiliriz?” Okumadan yazmaya, iletişimden çevre edinmeye kadar sosyal hayatı ilgilendiren pek çok yeti okul aracılığıyla kazanıldığı için, engelli çocuğun okula gitmesi ve engelsiz bir eğitimle yarınlara hazırlanması, kendi kişiliği kadar, toplumsal açıdan da son derece önemlidir.

Dolayısıyla, engelli çocukların kendilerini toplumun bir ferdi olarak hissedebilmeleri için eğitim almaya daha çok ihtiyaçları var. Günümüzde her ne kadar yeterli olmasalar da engellilerin durumuna göre eğitim alabilecekleri okullar mevcut. Zihinsel, bedensel yahut işitme engelli bir çocuğa sahip aileler, sırf bu alanda uzmanlaşmış öğretmenlere çocuklarını emanet edebiliyor. Çocuk bu vesileyle; konuşmayı, kendini ifade edebilmeyi ve duygularını yerli yerinde gösterebilmeyi öğreniyor. Hatta meslek edinebiliyor. Bu da ebeveynlerin üzerindeki yükü bir nebze olsun hafifletiyor.

Gençlik döneminde fizyolojik gelişmeler ya da gelişmeyi engelleyici bazı faktörler (hastalık nedeniyle oluşan engeller, doğuştan kaynaklanan engeller, çevresel faktörler veya kaza gibi nedenlerle oluşan fiziki engeller gibi), sosyal rollerin benimsenmesi, sosyal problemlerle baş edilebilmesi ve sosyal

ilişkilerin geliştirilmesi ile ilgili olarak engelli gençlerde farklılıklara yol açabilir. Örneğin, gençlik döneminde doğuştan ya da sonradan kazanılmış fiziksel özürler, bu dönemde zaten hızlı bir şekilde değişmeler yaşayan gençlere fazladan yükler getirebilir. Bu yüklerin bir de sosyal çevre tarafından ayrımcılık, dışlanma hatta alay konusu yapılması ise engelli gençleri toplum dışına itebilmekte, hatta topluma, yaşadığı ülkeye düşman edebilmektedir.

Biyolojik, psikolojik ve sosyal düzeylerin gençlik döneminde karşılıklı etkileşimi düşünüldüğünde, sayı olarak bakıldığında hiç de küçümsenmeyecek bir rakama ulaşan engelli gençlerin sosyolojik anlamda toplumsal düzlemdeki yeri ve önemi daha da dikkat çekmektedir. Ülkemizde (kesin istatistiklere ulaşılmamakla birlikte) nüfusun yaklaşık %9-10’u engelli bireylerden oluşmaktadır. Ülke nüfusunun genç; bir nüfus olduğu düşünüldüğünde, bu yüzdenin önemli payının gençlere ait olduğu ifade edilebilir.

Dinamik, yaratıcı, bağımsız, entelektüel, eleştirel özellikleriyle, üniversiteli gençlerin arasında oranı düşük olmakla birlikte herhangi bir üniversiteyi kazanmış engelli gençler de yer almaktadır. ÖSYM verilerine göre, fiziksel engelli gençlerin çeşitli bölgelerdeki üniversitelere yerleştirilme sayıları diğer öğrencilerle kıyaslandığında son derece düşüktür. Bu düşüklüğü, engelli gençlerin derslerini yeterince çalışmadıkları tezi ile geçiştirmek ise reel bir çözüm olmaktan uzaktır.

Sadece ülkemizde değil, dünyanın çeşitli yerlerinde engelli gençler büyük oranda tedavi edilemeyen, çaresi olmayan, belirli fonksiyonları yerine getirebilme yeteneklerinin kaybolduğu ya da engellendiği fizyolojik eksikliklerle yaşamak zorundadır. Ancak, bireyin çeşitli nedenlerle birlikte yaşamak zorunda kaldığı bozukluklar-engeller, insanın biyolojik doğasından çok varlığını sürdürdüğü sosyal alanda, diğer insanlarla birlikte iken anlam kazanmaktadır. Bu anlam, özellikle gelişmiş ülkelerde, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı, paylaşımcı sosyal yaşam içerisinde, engelli bireylerin engellerini neredeyse unutacakları kadar derinleşmektedir. Ülkemizde ise, bırakın yüksekokula gitmeyi, daha sokağa çıktığımız anda, acıyan bakışlara, acaba yapabilir mi? kuşkularına ve eğitim seviyesinin daha düşük olduğu bölgelerde “yarım adam” yakıştırmasına kadar incitici duygu ve davranışlarla karşılaşmaktayız. Bu noktada, sosyal çevreden izole olmanın, kişinin engelli olmasından çok, toplum tarafından geliştirilen “hariç tutucu”, “yoksun bırakıcı”, “dışlayıcı” tutumların geliştirilmesine bağlı oldu açıktır.

Geçtiğimiz Pazar günü ÖSYM tarafından yapılan Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı EKPSS sınavına girdim. Bu sınava Türkiye genelinde yaklaşık yedi binin üzerinde engelli kişi girmiş bulunmaktadır. Bu sınava girmeden önce bir engelli kişi ne hayaller, ne umutlar içerisinde bu sınava girmelerini beklemektelerdi. Çünkü engelliler için bu sınav hem çok önemli hem de büyük bir başarı sahibi olacaklar diye aylar önceden bu sınava hazırlanıyorlardı. Zaten Ülkemizde engelli bir kişinin iş sahibi olması çalışması, üretmesi ve üretici olması ne yazık ki öyle kolay olmadığı için bu sınavı kazanıp belli bir işi olup her gün işine gidip gelmesi benim de artık belli bir işim var denmesi kadar güzel şey var mı? O nedenle engelliler bu tür sınavlara çok büyük umutlarla, mutluluklarla giriyorlar ama ne yazık ki eğitim sistemimiz buna engel oluyor. Çünkü bu eğitim sistemi böyle devam ederse engellilerin umutları, hayalleri yine başka bahara ertelenecek.  Bu sınavlara zaten engelliler giriyor başkaları girmiyor ki. Zaten çoğu engellinin alt yapısı sağlam değil üstelik bu tür sınavlarda en zor sorular çıkarsa engellilerin hayalleri de umutları da kalmaz ki. Bu sınava giren engellilerin % 70’i çok zor bir sınav olduğunu belirtiyorlar. Size sınavda yaşadığım bir olayı anlatayım benim engel durumum ağır ve ellerimi rahatlıkla kullanamadığım için sınava başvuru yaparken hem okuyucu hem de işaretleyici hocalar talebinde bulunuyorum. Yine bu sınavda da aynı şekilde girdim. Sınav başladı hem okuyucu hem işaretleyici hocalar var. Hoca bana soruları okumaya başladı bende dedim ki soru kitapçığına bende bakabilir miyim? Dedim okuyucu hoca da kibar bir şekilde kitapçığa bakman yasak dedi. Neden yasak hocam dedim hoca da dedi okuyucu istemişsin o nedenle yasak dedi. Bende dedim ben geçen sene YGS sınavına girdim aynı şekilde sizler gibi hocalar vardı ve kitapçığa bakmama izin verdiler dedim. Bizim yapabileceğimiz bir şey yok bize böyle söylendi dedi. Bende peki o zaman devam edelim dedim. Böyle olunca Türkçe sorularını çözerken gerçekten çok zorlandım. Özellikle paragraf sorularını çözerken çünkü paragraf soruları ne kadar uzun olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur ve bir soruyu iki üç defa okutmak zorunda kaldım. Böyle olunca hem soruları tam anlayamadım hem de zaman kaybım oldu gerisini siz düşünün artık… Ben buradan yetkililere seslenmek istiyorum bu tür sınavları hazırlarken lütfen biraz daha kolaylaştırsanız inanın hem engelliler için hem de sizler için daha iyi olacağını düşünüyorum. Bence EKPSS Sınavı yetenek sınavları gibi olmalı her engellinin kendine göre bir yeteneği veya sanatı var. Yetenek sınavları olmalı kişinin hangi alana yeteneği varsa ona göre belirleyip alacaksınız. Bu sefer engelli kişiler de hayata biraz daha pozitif bakmış olacaklardır.

Engelsiz bir yaşam dileğiyle,

Serkan UMAN

  • Site İçi Yorumlar

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.